9 Ekim 2010 Cumartesi

'''Barbie'''

Bizler 32.gün programında gibiyiz tartışılırız,düşünürüz hatta düşünülürüz ama Everest'te olduğumuzu zannedip sarıkız tepesine çıkarız:).Bunu okuyunca sakın ne diyor demeyin.Hepimiz oyuncak kutusunda yaşıyoruz.Değişmenin zor ve yıpratıcı olduğunu düşünüp kendimize göre kendi dünyamızda yaşıyoruz değişmeden.Kendi oyuncaklarımızla hayali evcilik oynuyoruz.Ve yine dön dolaş aynı kutu sınırlarındayız.Rüyanda görsen 'Vay be' diyosun.Ama hayatta 2 adım atmaya gelince küçük mutluluklarla büyük mutlulukların geleceğini unutup 'Gücüm yok buna' diyosun. Her insan böyle bir yönden aslında ama bunu adım adım değiştirmek,hayatta bunu gönülden istemek mesele, değil mi:)....
Dediğim gibi kendi oyuncak dünyamızdayız.Küçük bir çocuk gibi 'Kamyonum var,bide barbie bebeğim olsa gezeriz dimi?'
Herkesin barbie bebeği olması dileklerimle.....

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Ağlamak için ne lazım?İlla bir üzüntü yada mutluluk mu olması gerekir?Küçük şeylerle mutlu oluyorum derler küçük şeylere ağlamazlar mı?....
Çelişkilerle dolu hayat,basitleştirmek bizim elimizde.Ama kompleks yaşayıp başın üzerinden kulağımızı tutmaya çalışıyoruz.
Kahvem elimde netim önümde daha ne isterim:))

16 Temmuz 2010 Cuma

diplerde yaşamın en kötü yanı nedir bilinir mi?
ben söyliyeyim...hiçkimseyi yanında hissedememektir.
öyle insanlar tanırsın ki işte bu dersin,bu benim yanımda olucak (ister en yakın arkadaşın,ister sevgilin fark etmez) ama gün gelir hiç kimse olmaz.Küçükken oynadığın saklambaçta ebe olursun,köşe bucak ararsın onları;büyüdüğünde ise telefonuna bile cevap vermezler,mesaj atarsın,mail atarsın yok...nerde kim bilir:))
büyüklerin saklambacını sevmedim ben...
hep ben ebe oluyorum kim saklanıyo bulamıyorum...

21 Nisan 2010 Çarşamba

*değerini bilememek*

İnsan nasıl bir varlıktır ya...Hala çözemedim.O kadar anatomidir,psikolojidir,iletişim seminerleri,konferansları,beynin çalışma kapasitesi bunlar bir işe yaramıyormuş.Hala değer olayını anlamış değilim.Her gün konuşursunuz cebinizde radyasyon yayıp sizi kansere kadar götüren bir aletin olduğunu bile bile...
Evden çıkarken bakarsınız...Anahtarım,telefonum,cüzdanım üçlemesine,üç silahşörlere....

Ben gerçekten anlamadım.Her gün yanımda taşıdığım bazen şarjı bitince "Lanet olsun sana!" diye dediğim,faturası yüksek gelince bakmak bile istemediğim telefonum...Gerçekten önemliymiş.Hani insan der ya kendimi eksik hissediyorum diye,işte cuk diye oturur bu söz benim durumuma...
Telefonumsuz eksiğim şimdi...

son sözüm:siz siz olun üç şilahşörsüz dolanmayın...;)

13 Nisan 2010 Salı

suskunluğum

sessizliği seçtim uzaklardan
seçebilseydim seni gelirdim
kendimde miydim
bunu hiçbir zman bilemedim
sözünü tutmayanlarla doluydu etrafım
sakladım
sustum
suskunluğumu yenemedim ya
göremedim seni ufkumda
belkide seçemedimm
işte yalnızım ben yokum diye
onca insan içinde...